avatar

Editörya

27 Temmuz 2012
sozkonusunet@gmail.com

Yıldırım Kemal / Adsız Kahramanlar – Emine Işınsu

Kadın konuşmacı:

“İnciraltından esen sam yeli
Hatırlatır bana eski günleri..
Türk süvarileridir bu gelen
Duyuldu nal sesleri!”

(Efekt : Nal sesleri… Sevinçli uğultular!… «Yaşa varol Türk Ordusu» vs sesleri.)

İhtiyar : Bak yiğitim bak, bu resmi tanıdın mı? Benim oğlum, Yıldırım Kemal adı, acap nere­lerde?

İhtiyar : Arslanım bir de sen bak, Yıldırım Kemal derler, benim oğlum. Savaştaydı, sizlerle ol­ması lâzım… Hiç tanımıyor musun?

İhtiyar : Neden bir tanıdık çıkmaz? Neden, hiç cevap vermeyip susarlar? Yiğidim bir de sen bak, benim oğlum, asteğmen. Gelmesi lâzım, onun da gelmesi lâzım. Tanımanız, lâzım, İzmirli Yıldı­rım Kemal!

Asker : Baba, baba bırak resmi. Bak hepimiz bir yıldırım Kemal’iz. Hepimiz! Sorma artık! Bana sarıl, benim senin Kemal’in. Biz.. Hepimiz, benim Yıldırım Kemal!…

İhtiyar: (Izdırapla inler) Ahh… oğlum! Ke­mal’im!…

(Geçiş müziği)

Erkek konuşmacı: Bugün 9 Eylül 1922 ! Bu­gün Türk Ordusu İzmir’e girdi.. . Şimdi nal sesleri ve zafer marşları ile İzmir sokakları Yıldırım Ke­mal dolu. Hükümet binasına çekilen al bayrakta, Yıldırım Kemal gülümsüyor. Denizden esen yelde, sevinç gözyaşlarmda, kızların tebessümlerinde çoşup bağıranlarda hep Yıldırım Kemal var!… Bu­gün 9 Eiylül, bugün Türk Ordusu İzmir’e girdi. Or­da, meydanda, babası bir erin boynuna sarılmış, ağlamakta… Oysa bir Yıldırım Kemal gitti yüzlercesi girdi İzmir’e… Yıldırım Kemal, Kemaller… Sayı­sız adsız kahraman İzmir yollarında kaldı. Sayısız adsız kahraman İzmir’e girdi…… Sevgili dinleyici­ler, bugün size bir İzmir zeybeğinin Yıldırım Ke­mal’in hikâyesini sunmak istiyoruz.

Daha bir kaç ay öııce, ince zarif vücudu, ya­ğız yüzü ve dilinden düşmeyen «İzmir» kelimesi ile aramızdaydı. Belinde babasının armağanı parabel­lum tabancası ile, gamlı gözleri ve gülümseyen du-. dakları ile aramızdaydı…

Kemal: Dalgınsın zeybek, neyin var?

Faruk : Buyur Kemal, otur.

Kemal : Dertli görünüyorsun!

Faruk : Annemi kaybettim Kemal, mektup al­dım bu sabah, yazmışlar.

Kemal : Yaa! Başın sağ olsun kardeşim. Ana kaybı acıdır, pek acıdır mutlak… Fakat zeybek, ben senden daha dertliyim, yine de öyle üzüntülü üzün­tülü. düşünüp dalmıyorum.

Faruk : Senin neyin var Kemal?

Kemal: Ben İzmir’i kaybettim zeybek, İzmir’i. Bütün analara, bütün babalara bedel.

Faruk : İzmir hepimizin kaybı Kemal, ortak kaybımız ve ortak ülkümüz!

Kemal: O halde İzmir’i düğün kardeşim, bu ortak ülkü sana kendi derdini unuttursun, hattâ kendini de unuttursun, şimdi Yunan dipçiği üe ya­ralı yatan ve bizi bekleyen İzmir’i düşün.

Faruk : Belki de haklısın Kemal, afedersin, va­tan elden gitmiş.; ben oturmuş anama yanıyorum!

Kemal: Yanacaksın tabi teğmenim, yanacak­sın. Az bir şey mi !.. Fakat işte ortak kaybımızı hatırlarsan, yüreğini rum kini sararsa, dediğim gi­bi, kendini bile unutursun.

Faruk : Haklısın.

Kemal: Sana veda etmeğe gelmiştim, süvari kolordusu emrine verildim, şimdi hareket edece­ğim… Tanrı’nın izni ile gayri at üstünde gireceğim İzmir’e, at üstünde.

Faruk: İnşallah zeybek, inşallah.. Ama gi­dişine üzüldüm doğrusu.

Kemal : İzmir’de buluşalım Teğmen, ha, ne dersin ? İzmir’de!.,.

(Geçiş Müziği)

Faruk : Dağ dağa kavuşmaz, insan insana ka­vuşurmuş, seiıinle İzmir’de buluşacaktık, erken geldim.

Kemal: Çok sevindim seni gördüğüme teğme­nim, çok. Hoş ben de bugün döndüm buraya.

Faruk : N’oldu, neredeydin?

Kemal: Birşey değil, Türbetepe taarruzunda yaralandım, Konya’da hastahanedeydim. Orda duy­dum, düşman cephesinin yarüdığını, artık yatama­dım, geldim.

Faruk : Konya’dan buraya! Nasıl?

Kemal : Sorma, her bir vasıtayı kullanarak, tren, otomobil, dağ köylerinde de at buldum. Ye­tiştim işte. Komutanla konuşacağım.

Faruk : Ben de Komutanı bekliyorum. Fakat biliyor musun, çok yorgun görünüyorsun zeybek, biraz dinlensen.

Kemal: Dinlenecek zaman mı ki, kaç aydır, kaç yıldır bekliyorum bugünleri..

Faruk : Artık İzmir yolu açıldı sayılır Kemal, bir Küçükköy istasyonu kalmış düşman elinde, o da temizlenirse..

Kemal: Temizlenecektir. Biliyor musun teğme­nim, İzmir’i kafamdan da, gönlümden de hiç çıka­ramadım. İzmir tutkusu bütün benliğimi sardı. Ben­de, benden fazla bir şey oldu!

Faruk : Anlıyorum.

Kemal : Anlamak çok zor. Ben büe anlayamı­yorum, söyledim, kendimi aşan bir tutku bu.

Faruk : Keşke bütün asker senin gibi olsa.

 Kemal: Yo hayır! Olmasın.. Bütün askerde şuurlu bir vatan kurtarma arzusu var. Benimkisi ise bir nevi çılgınlık, deli bir tutku. Eskiden bil­mezdim, İzmir’i bunca sevdiğimi.. Sevmek ne ke­lime, karasevda bu. Karasevda!

Faruk : Büyütüyorsun canım.

Kemal : Hayır, gerçek. Kaç zamandır insan gibi değil de, sanki ruh gibi, gölge gibi dolaşıyor­dum. Türbetepe taarruzunda, hatırlamıyorum bile, siperden fırlayıp, en öne koşmuşum, orada ayakta hem bağırıyor, hem ateş ediyormuşum. Yaralanıp, düştüğümü de hatırlamıyorum… Türbetepe’de, İz­mir, diye bağırıyormuşum.

Faruk : Boşuna Yıldırım Kemal dememişler sana, elbet bir başka olacak hareketlerin.

Kemal: Neden korkuyorum büiyor musun? İnsan böyle şiddetle, deli bir şiddetle istediği şeye kavuşamaz,.

Faruk : Bilâkis, böyle arzu ettiği şeye kavuşur.

Kemal : Deminden beri anlatmaya çalışıyo­rum, bu arzu falan değil, ondan çok çok üstün bir duygu, kocaman… Sanırım İzmir’e giremeden şe­hit düşeceğim.

Faruk : Amma yaptın be zeybek!

Kemal: Bak görürsün, İzmir’e girmek bana nasip olmayacak, öyle doğuyor içime. Fakat ne gam, değil mi, siz gireceksiniz ya, İzmir kurtula­cak ya!.. Galiba iyi oldu burada görüştüğümüz, ver­diğim randevuya gelemeyecektim.

Faruk: Haydi efendim, hastanede yatmak sinirlerini bozmuş Senin, hah, komutan geliyor.

(Geçiş Müziği)

Komutan : Hoş geldin hemşerim, hoş geldin. Zamanında yetiştin, açtık İzmir yolunu, gidiyoruz… Beraber girecektik ya İzmir’e, geldin!

Kemal : Zaten taarruzun başladığını duyun­ca, duramadım komutanım, yetişmek istedim.

Komutan : Elbet beraber gireceğiz İzmir’e an­cak pek bitkin görünüyorsun, biraz istirahat et, sonra istediğin görevi veririm sana.

Kemal : Çok iyiyim komutanım, yorgun da de­ğilim. Emrederseniz, derhal alayıma iltihak etmek istiyorum.

Komutan : Senin alay, Küçükköy İstasyonuna taarruz emrini aldı, şu anda orda muharebe ediyor.

Kemal: (Heyecanla) O halde müsaade edin efendim, hemen gideyim.

Komutan : Yani şimdi muharebe sırasında mı, katılmak istiyorsun alaya?

Kemal: Evet efendim, tam zamanı. Atım iyi­dir, yetişebilirim.

Komutan : Sen ne dersin bu işe teğmen?

Faruk : Komutanım, müsade edin gitsin Ke­mal Bey, İzmir yolunun son engelini yıkmada, onun da payı bulunsun.

Komutan : Pekâla zeybek, git bakalım, yıldı­rım gibi yetiş alayına.

Kemal: Emredersiniz komutamm, sağ olun komutanım.

E. konuşmacı:

«Kabardıkça atların yeleleri
Nâralarla, kişnemeler ne korkunç.
Korkusuzlar, arş ileri!
Gün batısı kızıl tunç
Ova tufan
Gök: Duman
Ey vatan
Güzel Turan
Sana feda biz varız
Düşman oğlu meydana çık!
Kahramanlık kimde ise anlarız.»

K. konuşmacı: Hava kararırken, komutanlı­ğa rapor geldi: Küçükköy İstasyonu düşmandan temizlenmiş. İzmir’le, Türk ordusu arasında son en­gel de kalkmıştı.., Komutan, şehitler listesini için­de sıkıntı ile fakat sabırsızca araştırdı ve görmek istemediği ismi gördü: İzmir’li Asteğmen Yıldırım Kemal!   !

Komutan : Ah biliyordum! Sanki şehitliği gör­müştüm gözlerinde. Ah zeybek, ah Yıldırım Kemal! Belki sen de biliyordun! Fakat hani İzmir Kemal? Hani beraber gidecektik ?!!… Küçükköy İstasyonu ha?… Yıldırım Kemal İstasyonu olmalı!

E. konuşmacı: Şimdi, İzmir yolunda Yıldırım Kemal İstasyonu vardır, İzmir’e gidenler orada san­ki hasret dolu fakat mutlu bir yüreğin atışlarını duyarlar ve tren, İzmir’e kavuşamıyan, o İzmir şe­hidini uzun uzun selâmlar.

–  Bir İzmir Türküsü –

Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Konuyla İlgili Diğer Yazılar

Yazıların hukuki ve vicdani sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazılar bir başka sitede ancak kaynak gösterilerek kullanılabilir.

Facebook Hesabınızla Yorumlayın

Bu yazının yorum RSS adresine abone olun

YORUMLAR

  1. avatar

    Çok Değerli Emine Işınsu Hanımefendi,

    Gözlerim yaşararak okuduğum Yıldırım Kemal in hikayesi tamamen dogrudur,
    Mustafa Yıllıkçı dedemin akrabası olduğu için kendisi de 8 yıl savaşmış bir gazi olan dedemin dizleri dibinde hep hikayelerini dinleyerek büyüdüm. Kanlı hatıra defterini ve çantasını, kenarı yanık mektuplarını, kamasını çocuk iken bizzat gördüm. Kardeşi gazeteci Necat Yıldırım, ağabeyi Yıldırım Kemal’in hatıralarını 1960 lı yıllarda büyük ihtimal ile Demokrat İzmir gazetesinde tefrika olarak yayınladı, gazetenin kesilmiş küpürlerinden ya kendim okudum ya da ablalarıma okuttum. Çok iyi hatırlıyorum.
    Fahrettin Altay paşa’nın oğlu gibi sevdiği teğmeniydi, özel harekat, şimdilerdeki deyimi ile asimetrik savaş uzmanıydı, ve aynı gün iki hatta üç yeri bastığı için Yıldırım lakabını bizzat Fahrettin Altay Paşa vermiştir. Sürekli savaş ve harekat içinde idi, bildiğim kadarıyla Yörük Ali’nin Malgaç Baskınından itibaren çeteleri savaşa hazırlayan ekipten idi. Birçok isyanın da bastırılmasında görev altı, çok iyi istihbaratcı idi, köylü onu çok severdi, çok badire attlatması, yaralanıp iyileşmesi onu köylülerin gönül ve zihinlerinde bir evliya mertebesine getirdi.
    Küçükköy istasyonu 27 Ağustos ta Yunan Ordusunun en önemli ikmal merkezi konumunda olması nedeniyle ele geçmesi Türk yarma taarruzunun devamı ve başarısı için hayati önem taşıyordu, telgraf hattının kesilmesinden sonra Küçükköy istasyonu Yunan ordusunun ikmal hattının ilk kesildigi noktadır. Ele geçmesi saat mertebesinde savaşın gidişatını etkileyecekti. En son NTV Tarih dergisi Ağustos 2011 de Büyük Taarruz’u, herkezin anlayacağı şekilde ve sıkılmadan bir çırpıda okuyarak anafikrin anlaşılmasını sağlayacak şekilde anlattı.
    Tren hattının kesilmesinde eğer 5-6 saat gecikilmiş olunsaydı, Yunan ordusu Uşak tarafından asker aktarmaya başlayacaktı, bu nedenle gece sabaha kadar süren çok kanlı gögüs gögüse muharebler sonunda kahraman Türk subayı ve eratı Küçükköyü kanı ve canı bahasına ele geçirdi. Türk Ordusunun önü açılırken Yunan Ordusunun morali bozuldu, kontrollü geri çekiliş bile yapamadılar.
    Yıldırım Kemal’in, Konya nın bir köyünden babası adına imzalı senet karşılığı aldığı, atı ona 2 gün içinde öylesine alışmıştı ki, onu sabah Yıldırım Kemal’in naaşı başında göz yaşı dökerken buldular.
    Bu vatan kolay kurtarılmadı, değerini bilmek ve korumak boynumuzun borcu olsun İnşallah.
    Nur içinde yatsın, Şehit ve Mekanının Cennet olduğuna inancımız tamdır.
    Değerli yazınız için teşekkürlerimi sunar hürmetle ellerinizden öperim

    Doç. Dr. Yıldırım Kemal YILLIKÇI
    Türkiye ICAO Daimi Temsilciliği Montreal

FACEBOOK HESABI KULLANMADAN YORUMLAYIN

E-posta adresiniz gizli kalacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

*
*


+ 7 = 13

Yazı etiketleri: , ,
  Başlangıç : Şubat 2011 -- © SözKonusu.net
- Sitemap XML Site RSS -