avatar

M. Bahadırhan DİNÇASLAN

20 Ekim 2014
bahadirhandincaslan@gmail.com

Güzellik ve Popüler Kültür

Esen olsun.

Bu yazı esasında vaktiyle okul için hazırladığım bir ödevdi. Biraz düzenleyip yayımlama isteği duydum ve yayımladım. Umarım faydası dokunur.

I. Güzellik Kavramı:

Güzellik kavramının Hellenistik dönem Yunanca karşılığı “horaios”, etimolojik olarak “hora” yani “saat” sözcüğü ile ilişkilidir. (ing. Hour) Bu bakımdan, Hellenlerin güzellik kavramını bir nevi “eşref saati” mantığıyla, “doğru ve güzel anda yakalamak” olarak gördüğünü söyleyebiliriz; bu anlamıyla güzellik bir “kesit”ten ibarettir.

Türkçe “güzel” sözcüğü ise eski Türkçe “kör-“ (gör-) kökünden türemiştir: Görmek, kör olmak gibi akraba sözcüklerle birlikte, görme duyusuyla ilişkilidir. Ayrıca eski Türkçe’de “güzel” sözcüğü yerine kullanılan sözcükler –ki bugün şahıs ismi olarak yaşamaktadırlar- Gökçen, Gökçe, Gökçek; hep “gök” ile ilişkilidir. Gök Tanrı kültünün yaygın olduğu eski Türk anlayışında güzellik ile gökyüzünün ilişkilendirilmesi –ki bu Türklerin meftun olduğu gök rengi, batı dünyasında Turquoise adıyla bilinir, “Türk’le alakalı olan” anlamına gelir- anlaşılabilir bir durumdur. Hem “gör-“ kökünün, hem de “gök-“ kökünün alakalı olduğu bir sözcük, “görk”, hem haşmet, azamet bildirir (görkemde olduğu gibi), hem de “görklü” sözcüğünde görüldüğü üzere, güzellik, çekicilik belirtir. Öyleyse eski Türk algısında güzellik, “transandantal” (aşkın) ve zamandan-mekandan öte bir kavramdır.

Eski İngilizce’ye baktığımız zaman, “güzel” anlamında “fair” sözcüğünün kullanıldığını görüyoruz. Fair, ilerleyen zamanlarda İngilizce’de, bağlam içinde “adil, eşit, tutarlı” gibi anlamlar da yüklenmiştir. Bu verilerden yola çıkarak diyebiliriz ki, kuzeyli ve cermenik bir toplum olan İngilizlerin eski mantığı, güzellik ile “orantılı olmak” kavramını ilişkili görmektedir.

Bu üç örnek, güzellik kavramının, göstergebilimin bütün alanlarında olması mümkün olduğu gibi, subjektif olduğunu ve bu subjektifliğin sadece bireyin öznel algılamasından değil, toplumların kolektif bilinçaltına göre kültürel farklardan kaynaklandığını ispatlar niteliktedir.

 II. Sanatta ve algıda güzelliğin seyri

Güzellik kavramının popüler kültürdeki yerini görmek için şüphesiz güzelliğin nasıl işlendiğinin ardsüremli bir incelemesi yapılmalıdır. Günümüz dinamikleriyle “popüler kültür” oluşuncaya kadar, popüler kültürün beslendiği havza bir dereceye değin “sanat” tarafından yaratılmıştır. Bu havza hem sanatı, hem popüler kültürü besler.

Bu konu her ne kadar uzunca bir incelemeye layık ve ayrı bir bilimsel disiplin teşkil eden bir konuysa da, ana hatlarıyla sanat tarihinde güzelliğin evrimi yüzeysel olarak incelenebilir.

İlkel toplumlara dair antropologların dediklerinden yola çıkarsak, “kadın güzelliği” anlayışı bugünkünden farklıdır. Neredeyse bütün ilkel toplumların arkeolojik kalıntılarında karşımıza çıkan “Venüs Heykelcikleri” çoğu antropolog için dini birer “idol” özelliği gösteriyorsa da, April Nowell gibi arkeologlar bu heykelcikler için “paleo-porn” terimini kullanarak, bu heykelciklerin cinsel ve estetik haz amacıyla da üretildiklerini söylerler. Öyleyse bu dönem insanları için besili, yuvarlak hatlı hatta obez kadınlar “güzel”dir.

Antik Yunan ve onun takipçisi Roma için güzel olan “ideal”dir; heykeller ve tasvirler “doğadaki ideal”i yakalamak için çaba gösterilerek yaratılır. Tanrıları dahi insan suretli gösteren bu toplumlar için “güzel” olan, doğadakinden “aşkın” değildir ancak doğada bulunabilecek “en iyi”dir.

Bu dönemi takip eden çağlarda coğrafya ve kültürlere göre güzellik algısı farklıdır: Tek kaşlı olmak Orta Asya’da bir erkeğin “övülmesi” için bir sebepken, başka coğrafyalarda bir kusurdur. Osmanlı’da ve İran’da şairler kadınların yüzündeki tüylere şiir yazarken, bir başka coğrafyada bu tüyler kurtulunması gereken çirkinliklerdir.

Kulak memelerini oyarak içine halkalar takıp kulak memelerinin kulaklarından daha büyük bir çember haline gelmesini sağlayan Afrikalı kadınlar için bu bir gösteriş malzemesi dahi olabilir; bunu iğrenç bulan bir Avrupalı, Anadolu’nun köyünde zayıf olduğu için “kayınbaban sana bakmıyor mu?” sözleriyle alaya alınacak ince bir kadını güzel bulur.

Erkek güzelliğinin işleniş biçimi de, en az kadın güzelliği kadar girift bir seyir izlemiştir. Bir zamanlar “sakal” erkeğin en önemli simgesiyken, bugün reklamlarda, tasvirlerde “sakal” pek işlenmez; Amerikan İç Savaşı’nda Amerikan Generallerinin sıra dışı sakal ve bıyık tarzları bugün sıradan bir Amerikalıyı kahkahalara boğabilir. Viktorya dönemi İngiltere’sinin erkeği peruk takarken, günümüzde bir erkeğin peruk takması karikatür malzemesi olabilir. Çin kaynaklarında “uzun örgülü saçlar”a sahip olduğu belirtilen Hun savaşçılarının torunları, Ortadoğu tarihçisi Cahiz’in şahitliğine göre saçlarını çözmüşler ve “atlarının yelesine karışan arslan yelesi gibi saçları” ile batıya at sürmüşler, bugünün Türkiyesinde ise, “anan gibi saç uzatacağına baban gibi bıyık bırak” gibi atasözleri yaratmışlardır.

Toplumların “makul güzellik” ya da “sıra dışılık” anlayışları da zaman içerisinde değişmektedir. Buna en güzel örneklerden biri, Barak Baba’dır. Tarih-i Berzali’de, bir Türkmen dervişi olan Barak Baba, sakallarını traş etmiş, bıyığını salmış, boynunda kemikli bir kolye, kafasında keçeden boynuzlar olan bir adam olarak tasvir edilmiştir. Bugün Barak Baba’yı “hazreti” sıfatı ile anan halka bu tarzda bir adam sunulsa, muhtemelen ayıplama, alay ya da düşmanlıkla karşılanacaktır.

Öyleyse, güzellik anlayışının tarihi ve işleniş şekli, hem zamanın ruhuna, hem kültürlerin özgün tecrübelerine göre değişmektedir.

III. Popüler kültürde güzelliğin işlenişi

Sanat eserlerinde ve diğer “ürün”lerdeki tasvirlerde, Richard Dawkins’in “memetics” kuramındaki “meme”lerinden biri haline gelen “güzellik”, manifesto edildiği haliyle kültürün anlayışını yansıttığı gibi, anlayışı da değiştirebilir. Özellikle “kültür endüstrisi” olarak tanımlanan yapı oluştuktan sonra “güzellik” kavramı, toplumların güzellik algısını değiştiren ürünlerle ilintili bir hale gelmiştir. Bu yönüyle, popüler kültürle, derinlemesine ilişkilidir.

Güzelliğin işleniş örneklerinden ilki, Barbie markasıyla üretilen oyuncak bebeklerdir. Barbie, normal bir kadının sahip olamayacağı vücut oranlarıyla, henüz küçük yaşta çocukların kafasında oluşan “ideal kadın” tipinin betimlenmesini etkilemektedir. Şüphesiz “Marilyn Monroe”nun arketipik atası olduğu bu kadın tipi, mankenler ve “sosyete güzelleri”nin tarzlarıyla beslenmektedir.

İki ya da üç yüzyıl öncesinin balıketli ideal kadını, yerini gitgide “sıfır beden” kadına bırakırken, geniş kitlelerce bu “tip”in benimsenmesi, “ikonlar” yoluyla olmuştur. Bu fiziken incelmenin kolektif bilinçaltındaki sebeplerini de, kadının rolünün “doğurganlık”tan sıyrılmasına bağlayabiliriz: Artık kadın özgürdür(!), önceki  çağlardaki dişiliği ile elde ettiği çekicilik nihayetinde doğurganlığına borçlu olduğu bir şeyken, artık esas düzlem “zevk” ve “tüketim”dir.

İlginç bir nokta da, savaş dönemi Avrupa’sında “moda”da kısa saçın popülerlik kazanmasıdır.  Erkek nüfusunun azaldığı ve kadının erkek rolleri üstlenmek zorunda kaldığı bu çağda, “moda” da buna uygun olarak değişmiş, bu dönemde hem sanat eserlerinde, hem gazetelerde kısa saçlı kadınlara yer verilmiştir.

***

Mesele? Kültür Endüstrisi çağında, kendi “güzellik” anlayışınızı hakim kılacak teknik ve taktikler geliştirmelisiniz. Geçenki “Milliyetçi Avukatlar Grubu” haberini görünce aklıma düştü…

“Milliyetçi Avukatlar Grubu” doğru bir hareket. Ancak baro seçiminde “Çırpınırdı Karadeniz” okumak yanlış.

Milliyetçiler kendilerini pazarlamayı öğrenemedikleri gibi, beceremedikçe, bu eksikliğin verdiği hınçla kendi kendilerini marjinalleştiriyorlar.

Baroyu kazanana dek okuma Çırpınırdı Karadeniz’i kardeşim. Milliyetçi olduğunu gizleme, saklama, ama insanlardan oy isteyeceksen, neye istinaden oy istediğini açıkla, iletişim biliminin veri ve işaretlerine göre hareket et, zaten üzerinde bozuk bir imaj varken, bunun altını çizip istemeden de olsa verdiğin kötü mesajın harflerini kalınlaştıracak tavırlardan uzak dur.

Sonra kazan baroyu, sevdir kendini, kabullendir. Oku Çırpınırdı Karadeniz’i, senle birlikte binlerce “senden olmayan avukat” iştirak etsin.

Güzellik anlayışımızı önce “rafine” etmemiz, peşinden bu rafine “milli güzellik”i popülerleştirmemiz lazım. Ona da benden başkasının kafası basmıyor sanırım, hesabıma 1.000.000 dolar yatırırsanız hallederim hepsini.

Ezen bolsun karındaş kalık.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Hamiş: Güzellikten anlayışımın sebebi pek güzel bir sevdiceğimin olması. O yüzden, popüler kültür, kültür endüstrisi gibi meselelere girmeden evvel, bizim milliyetçilerin Ülkücülük ve Flört yazımı okuması, taa baştan başlaması lazım. Buraya gülücük gelmeli ancak sona doğru laçkalaştırdığım yazının daha fazla ırzına geçmek istemedim. Gülmeyen, ideal bir ülkücü suratıyla yazımı bitiriyorum.

Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Konuyla İlgili Diğer Yazılar

Yazıların hukuki ve vicdani sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazılar bir başka sitede ancak kaynak gösterilerek kullanılabilir.

Facebook Hesabınızla Yorumlayın

Bu yazının yorum RSS adresine abone olun

YORUMLAR

  1. avatar

    Yazı uzun, yelpazesi geniş. Akla takılan birçok nokta var. Ancak zamanı idareli kullanmak adına bir tanesi ile yetineyim. Ümit ederim ki sorularım derdimi anlatmaya yeter.

    Rafine bir güzelliğin popülerleşmesi mümkün müdür?

    İnsan toplulukları içinde rafine güzelliği idrak ve tercih edebileceklerin sayısı sınırlı, oranı belli değil midir?

Yazı etiketleri: , ,
  Başlangıç : Şubat 2011 -- © SözKonusu.net
- Sitemap XML Site RSS -