avatar

Sertaç EKEMEN

14 Mart 2012
-@gmail.com

DOĞU TÜRKİSTAN SOYKIRIMI ‘UYGUR TÜRKLERİNİN KIYIMI’

Bir ırka, etnik kökene, dini inanış veyahut mezhebe yönelik bir grubun, bir grup üzerindeki sonucu ölümle biten her türlü kaotik olaylara katliam denir. Ancak bu katliamlar devlet eliyle açıktan veya dolaylı olarak sistematik ve istikrarlı biçimde devam etmekteyse bu tanıma soykırım denir.Bu sebeple tanım olarak doğru bir ifade kullanıldığımızı ifade etmemiz gerekir

Bölgenin adı her ne kadar Sincan-Uygur Özerk Bölgesi olarak geçse de bu 1950 den sonra Çin Totaliter rejiminin kullandığı bir isim olup bölgenin ismi tarihten beri gelen ve bölge insanın kullandığı şekli ile Doğu Türkistan ismidir.

1912 yılında 5000 yıllık Çin monarşisinin, milliyetçiler tarafından yıkılıp hemen akabinde çıkan 2. Dünya Savaşının çıkması, savaş sonunda Japon hegemonyasından kurtulur kurtulmaz, çıkan iç savaşın ardından, 1949 yılındaki büyük yürüyüşün daha önce hiç denenmemiş, köylü-komünist devrimi gerçekleşmiş, bu da istikrarlı olan topraklarda bir Anomie’nin doğmasına neden olmuştur.

Milliyetçi-batılı bir demokrasi fikrini savunan Çan Kay Şek‘e karşı Stalin’in desteği ile mağlup eden Mao Ze-Dung kendi fikirleri çerçevesinde sanayisi olmayan bir devlete, bir işçi diktatörlüğü kurmaya çalışmıştır. Stalin’in ölümü ardından hem ideolojik hem de ekonomik kimi çıkmaza düşmüşledir. İşte Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yaptığı eziyetler bu dönemden itibaren yoğunlaşmıştır.

1912 yılında Cumhuriyetin ilanından sonra 1930 yılında gelen bir dizi ayaklanmalarının sonunda 1. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulur. Fakat bu devlet, Çin ordusu tarafından yıkıldıysa da Sovyet müttefiklerinin diktesi ile 1944-1949 yılları arasında 2. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti adıyla bir özerk cumhuriyet kurulmuştur. 1949 yılında Mao’nun nihai zaferiyle bu yönetim fes edilerek bölgede yoğun bir baskıcı rejim başlayacaktır. Bu tarihten itibaren Çin Komünist Partisi diktatörlüğü bölgede bir asimilasyon politikası gütmeye başlamıştır.

Devrimden önce Çin’de yaşayan tüm ulusların kendi kaderini tayin hakkını kabul etiğini beyan eden Mao Zedung Ordusunun Pekinde kazanmış olduğu zafer neticesinde yapmış olduğu açıklamasında   ‘Sincan iki bin yıldır Çin’in ayrılmaz bir parçasıdır, bu nedenle Sincan’a federal bir yönetim vermenin hiçbir manası yoktur. Bu talep tarihe ve sosyalist ideolojiye ihanet anlamına gelir’ diyerek 1944 de özerkliğini tanıdığı Doğu Türkistan’ı emperyalist politikalarına hedef göstermektedir.

Yeni kurulan Çin Hükümeti ile siyasal gelecek hususunda toplantıya giden Özerk Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti önde gelen siyasetçilerinin uçakları esrarengiz bir biçimde düşmüştür. Mao’nun Doğu Türkistan topraklarını bir Çin kolonisi gibi görmesi bölge halkını istismar etmeye yönelik politikalara sebebiyet vermiş, özellikle Türk halkının kültürel değerlerine yoğun bir saldırı politikası başlamıştır.

İlk olarak,  dini eğitim veren kurumlar yasaklanmış, kimi din adamları gözaltına alınıp ibadet alanlarına Mao ve fikirlerini lanse edilen imgeler asılmış ve halktan bunlara saygı göstermelerini bir nevi ‘bu figürlerinin karşısında secde etmeleri istenmiştir’. Bölgedeki halka yönelik, birçok kişi halkı rejime karşı kışkırtmak buna bağlı olarak, Türkçü ya da İslamcı oldukları gerekçesiyle ya sürgün edilmekte ya da idam edilmekteydiler, toplu sürgünler ise asimilasyonun bir diğer yüzüydü.

Yurtlarından çeşitli bahanelerle sürülen Türklerin bir kısmı, zorlu iklim şartları nedeni ile yolda hayatlarını kaybetti. 1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000, Toplamda 26.309.000 Uygur Türkü soykırıma maruz kalarak hayatını kaybettiği,  Uygur Türkleri ve Uygur Türklerinin, anası olarak kabul edilen Rabia Kader, bizlere ifade etmektedir.

‘Çinin jeopolitik konumunun ve yönetiminin içine kapalılığının yanı sıra yüksek ölçekli nüfusu bu kıyımlar karşısında dünyanın habersiz kalmasına ve Çin hükümetinin rakamlarla oynamasına kolaylık sağlamıştır.’ Bunun dışında bölgeyi Hanlaştırmak adına, Çin’in orta kısmından, Filistin’deki Yahudi yerleşimciler gibi, birçok Han ‘Çin de yaşayan ve nüfusun %92 sini kapsayan ve dünya literatüründe,  Çinli diye geçen grup’ buraya yerleştirilmeye ve bu duruma bağlı olarak etnik çatışmalara sebebiyet vermiştir. Bu çatışmaları fırsat bilen Çin hükümeti, kolluk güçlerini bölgeye yollamış ve bölgedeki bağımsızlık hareketlerini, etnik gerilimleri bahane ederek baskıcı bir yıldırma politikasını yasal zemine çekmeye çalışmıştır.

Çin’in olimpiyat oyunlarını fırsat bilen ve mağduriyetini dünya kamuoyuna duyurmaya çalışan Uygur Türk’ü aktivistler, bu amaçları neticesinde tekrar bölgede gerilimin artmasına sebebiyet vermiş, tahammülsüz Çin yönetimi bölgede tekrar baskıcı politikalara girişmiştir. 3 Temmuz 2009 tarihinde 5 Temmuz 2009 da Urumçi’de başlayan ayaklanma Çin silahlı kuvvetlerinin müdahalesi ile kanlı bir şekilde bastırılmış 5 Temmuz ve akabinde ki günlerde binlerce Doğu Türkistanlı Uygur Türk’ü şehit olmuş veya tutuklanmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti olayların ardından bu olayların sorumlularının mutlaka yakalanarak cezalandırılacağını açıkladı ve olaylardan sorumlu tuttuğu birçok Uygur Türk’ünü sözde mahkemelerle yargılayarak idama mahkûm eti.

Singapur Doğu Asya Enstitüsü’nden Çinli siyaset uzmanı Bo Zhiyue, “Çin, eninde sonunda güç kullanmak zorundaydı. Eğer bu olmazsa, olaylar kartopunun çığa dönüşmesi gibi artardı. Bunu her hükümet yapardı.” yorumunu yaparak bölgedeki katliamları doğrulayıp kendi görüşleri çerçevesinde zulmü legalleştirmeye çalışmıştı. 3 bin kişilik bir Uygur topluluğu üzerine makineli tüfeklerle ateş açtı. Olayların Sincan’ın öteki büyük kentleri Kaçgar ve Aksu’ya sıçradığı belirtilmişti. Bugün bile hâlihazırda, Çin Halk Cumhuriyeti birlikte Kaçgar ve Aksu gibi önemli bir merkezlerde teyakkuz halinde bir tavır takınıp şehir merkezlerinde zırhlı birlikleri aracılığıyla hem psikolojik bir baskı hem de bölge halkına bir gözdağı vermektedir.

1933 yılında Muhammet Ali Tevfik (Tohtu Hacı) tarafından yazılan, aynı yıl Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyetinin kuruluşunda devlet töreni ile okunan ve Doğu Türkistanlılarca ulusal marş olarak kabul edilen Kurtuluş Marşı şöyledir:

KURTULUŞ YOLUNDA

Kurtuluş yolunda su gibi aktı kanımız,

Senin için ey yurdum, olsun feda canımız

Kan dökerek, can vererek, seni kurtardık,

Kalbimizde, kurtuluş için imanımız vardı.


Yar oldu, himmetimiz sana,

Dünyaya hükmetmişti geçmiş ecdadımız.

Yurdum, kanla temizledim seni,

Artık kirletmeyiz, Türk’tür adımız.

 

Atilla, Cengiz, Timur dünyayı titreten idi,

Can verip can alırız, biz onların evladıyız.

Çıktı can hem aktı kan düşmandan oldu el aman

Yaşasın, bin yaşasın parlasın istikbalimiz.

Sertaç Ekemen
________________________________________ 

Bu yazı Gencay Dergisi’nin 1. sayısından alınmıştır. Dergiyi okumak için www.gencaydergisi.com adresini ziyaret ediniz.

Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Konuyla İlgili Diğer Yazılar

Yazıların hukuki ve vicdani sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazılar bir başka sitede ancak kaynak gösterilerek kullanılabilir.

Facebook Hesabınızla Yorumlayın

FACEBOOK HESABI KULLANMADAN YORUMLAYIN

E-posta adresiniz gizli kalacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

*
*


6 + = 7

Yazı etiketleri: , , ,
  Başlangıç : Şubat 2011 -- © SözKonusu.net
- Sitemap XML Site RSS -